ithaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ithaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2015 Perşembe

Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları- Ransom Riggs

Kapak fotoğrafına bakıp oldukça ürkütücü diyebileceğim bu roman içinde çok değişik bir konuyu barındırıyordu. Kitabı okumadan önce içindeki fotoğraflara bakarak bu nasıl bir hikaye ve bu insanlar kimdir diye meraklanmıştım. Açıkçası yetimhane vs yazılarını gördüğümde içinde taciz ve işkence  gibi konuların işleneceğini düşünmüştüm. Asıl hikaye ise biraz bilim kurgu tadındaydı, çocuk karakterleri biraz x-man filmindeki mutantlara benzettim. Romanın kurgusunu ve anlatımını çok beğendim, bir sayfada bize fotoğrafın hikayesini anlatması, sonrasında fotoğrafın karşımıza çıkması sanırım daha önce denenmemiş bir yazım türü.  

Arka Kapaktan;

Gizemli bir ada. Terk edilmiş bir yetimhane.  Fazlasıyla tuhaf fotoğraflardan oluşan bir koleksiyon.

Tüm bunlar kurgu ile fotoğrafçılığı nefes kesici bir şekilde bir araya getiren ve unutulmaz bir okuma deneyimi sunan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları romanında keşfedilmeyi bekliyor.

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi'nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine'in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

New York Times bestseller listesinden 108 haftadır inmeyen, aklınızdan çıkmayacak eski fotoğraflar eşliğinde okuyacağınız Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gölgelerde geçen bir macera arayan her yaştan okuyucuyu içine çekecek eşsiz bir roman.

"Gergin, duygusal ve tuhaf mı tuhaf bir ilk roman. Fotoğraflar ve metin birbirini tamamlayarak unutulmaz bir hikâye yaratıyor."
-John Green, Kâğıttan Kentler ve Aynı Yıldızın Altında kitaplarının çoksatan yazarı-

"Bu, hipsterlar için yazılmış bir Harry Potter kitabı. Geçtiği dünyaya ve verdiği hisse bayıldım."
-Felicia -Day-

"Fotoğraflar olmasa bile hikâye kendi başına yetermiş fakat fotoğraflar hikâyeye karşı konulmaz bir gizem ekliyor. Birinci gözden anlatı samimi, komik ve etkili. Serideki bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum."
-Rick Riordan, Percy Jackson ve Olimposlular serisinin yazarı

28 Ekim 2015 Çarşamba

Kafes- Josh Malerman


Çeşitli bloglarda ve internette o kadar çok tanıtımını gördüm ki normalde çok okuduğum bir tür olmamasına rağmen merakıma yenik düşerek kitabı aldım. Gerilim, korku pek okumam, çünkü etkileniyorum ama bu kitap için olumlu yorumlar okumuştum. Açıkçası gerilim beklentim de çok daha üst seviyelerdeydi, neyse ki bütün korkularım yersizmiş. İnanın ki haberlerde daha ürkütücü şeyler görüyor ve yaşıyoruz. Kitabın tanıtımları her ne kadar müthiş olsa da ben çok beğenmediğimi söylemek istiyorum.

Birinci sebep, daha fazla ayrıntıya ihtiyacımızın olduğu, çünkü olaylar ne sebeple veya ne tür canlılardan dolayı yaşandığını bilmek hayal etmemizi kolaylaştırabilirdi, ikincisi kitabın umarım devamı olacaktır çünkü sonu hiçbir yere bağlanmamıştı, üçüncüsü ise sürekli bir tekrar yaşanmasındandı. Evet, konu orijinal, karakterlerin gözleri bağlı, çocukların gözleri bağlı ama bundan sürekli bahsetmek kitabı gereksiz uzatmış gibi geldi bana. Burada yazdığım her türlü yorum benim kişisel yorumumdur ve bu hikâyeyi çok da beğenmediğimi ancak eğer filmi çekilirse efektler ile bizi daha çok etkileyeceklerine emin olduğumu belirtmek isterim. Okuduğum süre boyunca ben hiç gerilmedim, bu sebeple beklentimi maalesef karşılamadı.

Arka Kapaktan;

Dışarıda bir şey var…
Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.
Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

7 Ekim 2015 Çarşamba

Trendeki Kız - Paula Hawkins


Sosyal medya hesaplarında sürekli gördüğüm ve hep güzel yorumlar alan bu kitabı gerçekten merak ettiğim için okudum.  Normalde bu kadar reklamı yapılan kitaplar hakkındaki yorumların biraz şişirme olduğunu defalarca tecrübe etmiş bir okur olarak biraz önyargı ile kitaba başladığımı da itiraf etmem gerekiyor. Ancak, korkularım yersizmiş, çünkü kısa bir sürede ve merakla okuyup tamamladığım bu kitabı sevdim ve sıkılmadan okudum. Kitap beş, altı ana karakter etrafında dönüyor, onların hatıralarından parça parça okuyucu tarafından birleştirildikçe ilginçleşmeye başlıyor.  Rachel, işten atılmış ve eski kocasına hala âşık bir kadın, aynı zamanda alkolik olduğundan sürekli problemler yaşıyor. Trende seyahat ettiğinde önünden geçtiği evlere dikkatle bakıp kendi aklından hikâyeler yazıyor. Ancak bir gün hiç tahmin etmediği olaylar görüyor ve diğer ana karakterlerden Megan’ın ortadan kaybolması ile bu işle ilgilenmeye başlıyor. Her karakterin kendine özgü bir anlayışı ve yaşam tarzı bulunmakta. Bir sayfada Anna’ya kızarken diğerinde Rachel’a sinir olabiliyorsunuz. Açıkçası belli bir noktaya gelene kadar benim katil zanlısı olarak başkasını düşünmüştüm, bu anlamda yazarın güzel ters köşe yaptığını belirtmeliyim. Bu kitabın filmi çekilecek mi bilmiyorum ama ciddi anlamda gişe yapacağına eminim.

Arka Kapaktan;

Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

 "Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!"

-S.J. Watson-

"Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock'u." -Terry Hayes-

"Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman."

-Lisa Gardner-

"Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!"

-Publishers Weekly-

"Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar." -Kirkus-

"Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor."

-Entertainment Weekly-

31 Ekim 2013 Perşembe

Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley


Son zamanlarda ufak ufak bilim kurgu romanlarına yöneldiğimi ve bunlardan çok keyif aldığımı fark ediyorum. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanını okumaya başladığımda Cesur Yeni Dünya romanını da okunacaklar listeme eklemiştim. Her şeyden önce 1932 yılında yazılan bu romanın nasıl bir hayal gücü ile yazıldığını düşünmek etkiledi beni.
Öyle bir dünya düşünün ki anne, baba kavramı ayıp, Tanrı yok, bebek doğurmak yasak, bebekler şişelerde büyüyor ve doğduktan sonra uykuda eğitim sistemi ile sürekli bir şeylere şartlandırılıyorlar.
Bütün insanlar genetiklerine göre artı, eksi, A, B, C gibi sınıflara ayırılıyor ve bir tanesinde hata olsa diğerleri tarafından aşağılanıyor.  İnsanların en son yapacakları şey ise düşünmek, kızgın, stresli ya da en ufak bir rahatsızlıklarında devletin sağladığı soma isimli uyuşturucuyu içip hayatlarına devam ediyorlar, yani kargaşaya hiç mahal verilmiyor. Özetle ben çok beğendim ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Altını çizdiklerim;
“İnsanın birleştirdiğini ayırmaya doğanın gücü yetmezdi.” S- 44
“Konusunu bilmeden bir dini öğrenemezsin.” S- 49
“Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler- her şeyi delip geçerler. Okursun ve delinirsin.” S- 98
“İnsan eğer sorgulamaksızın kabullenmeye şartlandırılmamışsa, mutluluk, gerçekten çok daha zor bir uğraş.” S- 280
Arka Kapaktan;
"Cesur Yeni Dünya" bizi "Forddan sonra 632 yılına" götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında "Cemaat, Özdeşlik, İstikrar" yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, "annelik ve babalık pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. "Herkes herkes içindir."
"Cesur Yeni Dünya"nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda birey yok edilse de süren macerasının sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp iyi edebiyat kategorisine yükseltiyor.


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Dönüşüm - Franz Kafka



Bir sabah yatağında bir böcek olarak uyanan Gregor Samsa’nın hikâyesi Dönüşüm. Babasının borçlarından dolayı satış pazarlama işinde çalışan ve ailesinde belki en çok sevdiği kız kardeşi Grete’yi konservatuara gönderme planları yapan Gregor’un böceğe dönüşmesi ile hayatlarının alt üst olmasını anlatıyordu. Grete ilk zamanlarda böcek olan Gregor’un tüm bakımını üstlense de -artık eve para getirmemesinden dolayı- bir dükkânda tezgâhtar olarak çalışmaya başlaması ile kardeşine duyduğu eski sevgisini kaybetmiştir. Önceleri güzel yemekler getirip, temizlik yaparken artık bunlardan vazgeçip keman çalmak ve konservatuara gitmek istemektedir. Annesinin ise onu ne kadar sevdiğini çok net bir şekilde anlatmamaktadır. Özetle Gregor öldüğünde tüm aile rahatlayacaktır.

Birçok köşe yazarının notunda Kafka’nın babasıyla hiç anlaşamadığı ve babasının kendisine böcek gibi davrandığı not etmiştir. Bu sebeple Dönüşüm bir nevi Kafka’nın babasıyla ilişkisini anlatmaktadır.