ahmet ümit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet ümit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2013 Cuma

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi - Ahmet Ümit


 
Ne zamandır #kitapkardesligi ile tekrar buluşabilmeyi istiyordum ama bir türlü kısmet olmuyordu. Kasım ayında okumadığım bir kitabı seçtiklerini öğrenince dedim ki “Ben de varım!!” Ahmet Ümit’in yazım tarzını zaten seviyorum, daha önce Beyoğlu Rapsodisi ve Bab-ı Esrar isimli romanlarını okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabını da çok sevdim. Kitabın konusu arka kapakta çok güzel şekilde anlatılmış..

Yılbaşı gecesi Beyoğlu’nun arka sokaklarında birisi öldürülür ve Baş komiser Nevzat, yardımcısı Ali ve Zeynep ile birlikte olayı çözmeye çalışırlar. Buraya kadar sıradan bir cinayet romanı diyebilirsiniz... Beni asıl keyiflendiren Ahmet Ümit’in Beyoğlu ve Tarlabaşı sokaklarını, meyhanelerdeki masaların, mezelerin, müziklerinin tasviri ve sanırım bu kitaba özel Gezi Parkı Direnişi ve 6-7 Eylül olaylarına bakış açısını anlatmasıydı. Beni en çok etkileyen bölüm ise, ağaçların konuştuğu bölümdü...

O kadar çok cümlenin altını çizdim ki, sadece bir kısmını sizlerle paylaşıyorum.   

Altını çzidiklerim;

“Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder.” S- 1

“Karşınızdaki kim olursa olsun, ne kadar haklı olursanız olun, birini öldürmek, dünyanın bütün yükünü sırtlamak demekti.” S- 46

“Aşk, dünyanın en iyi mazeretiydi.” S- 48

“Azrail’e koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın bu dünyada.” S- 113

“Bugün mutluluktan müebbet yesek, yarın af çıkar.” S- 136

“Bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler hem işlerini gördürsünler hem de öldürsünler diye…” S- 175

“Hayat, yaşadıklarımızdan çok hayal ettiklerimiz değil mi zaten?” S- 279

“Şiddeti kullanarak ideal toplum yaratamasın. Çünkü kullandığın yöntem, kendine benzetir seni.” S- 292

“İnsan ne iyidir ne de kötü, hem şeytan vardır içimizde hem de melek. Hangisini uyandırırsak, hangisini beslersek, o ele geçirir ruhumuzu” S- 354

Arka Kapaktan;

Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."

16 Eylül 2013 Pazartesi

Beyoğlu Rapsodisi - Ahmet Ümit



İlk defa Ahmet Ümit okudum ve polisiye çok sevmememe rağmen hiç sıkılmadan ve heyecanla okuduğum bir roman olduğunu saygıyla kabul etmek durumundayım. Beyoğlu Rapsodisi, Beyoğlu’ndan doğmuş ve orada büyümüş üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. Bu arkadaşlardan birisinin fotoğraf sergisi açmak için planladığı çalışmalar, üç arkadaş ve sanat yönetmenleri olan Rus kadın Katya’yı bambaşka maceralara sürüklüyor. Fotoğraf sergisinin açılması heyecanı yerini cinayet araştırmasına dönüşüyor.
Ahmet Ümit, Beyoğlu’nun arka sokakları, yaşayışını, binalarını ve tarihini öyle güzel anlatmış ki, okurken aldığım notlarla birlikte, bir gün sırf bu kitabın geçtiği yerlerde dolaşmak istiyorum. Bana Beyoğlu’na farklı bir gözle bakmayı öğretti.
Şaşırtıcı bir son ile biten kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Altını çizdiklerim;
“İnancımız yoksa düş kuramıyorsak, yaşam büyüsünü yitirmiş demektir.” S-127
“Çünkü aşk, belirsizliği severdi.” S- 251
“Bir insanı sevmek, onu, zayıflıkları, zaafları, yanlışlarıyla birlikte kabul etmek demekti.” S- 263
“İnanmak insanı mutlu eder.” S- 449
“Hayatta güçlü olacaksın, gerçek yasa güçtür. Adil olmanın, haklı olmanın, ahlaklı olmanın, merhametli olmanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Kötüye kullanılsa bile, insanların önünde eğildiği tek değer güçtür.” S- 548
Arka kapaktan;
Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlu’nda büyümüş, Beyoğlu’nda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden..