sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2013 Pazartesi

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali


2013 yılı hedeflerimden birisi de Sabahattin Ali’nin bütün romanlarını okumaktı. İçimizdeki Şeytan, daha önceden okuduğum “Kürk Mantolu Madonna” veya “Kuyucaklı Yusuf” kadar etkilemedi beni. Nedeni ise diğer iki kitaptaki karakterlerin daha güçlü kişiler olmasıydı zannediyorum. İçimizdeki Şeytan’da ana karakterler Ömer ve Macide’nin daha normal ve hatta fakirlikten beli bükülmüş ihtiyaç sahibi insanlar olması onlara olan acıma duygusunu, çaresizliklerini onlarla beraber hissetmemi sağladı. Ömer’in bazı huylarından vazgeçememesi ve bunların sorumluluğunu içindeki şeytana yüklemesi aslında hepimizin yaptığı şey değil mi diye düşündürdü beni. Kitapta beni en çok etkileyen sayfalar Ömer’in Macide’ye aşkını anlattığı satırlardaydı, ne kadar saf ve samimi anlatılmıştı. Diğerleri kadar değil ama yine de dili ve anlatımı çok güzel bir roman diyebilirim.
Altını çizdiklerim;
“Hayat bir değişmeler silsilesi ve her değişmenin bir tekâmül olduğunu anlamayanlar yobaz kafalı insanlardır.” S- 48
 
“Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz.” S- 81
 
Arka Kapaktan;
Bu romanda, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali.
Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan” a keskin bir bakış.

10 Mayıs 2013 Cuma

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna’dan sonra okuduğum ikinci Sabahattin Ali romanıydı Kuyucaklı Yusuf. Bir iki yerde de paylaştığım üzere kitabın daha ilk sayfalarından itibaren kötü bir şeyler olacağı fikri beni korkuttu ve içimde Yusuf’a karşı bir acıma duygusu vardı. Duygularımda da çok yanılmamışım L
Hikayenin geçtiği 1930’lu yılları düşünürsek çok cesurca yazılmış olduğunu düşünüyorum. Romanın ironi tarafı ise o dönemlerden bu dönemlere kadar hiçbir şeyin değişmemesi. O dönemde de para ve malvarlığı insani değerlerden daha önemliymiş. Namus bile -sadece para açısından güçlü- insanların karşısında değerini yitirebiliyormuş.
Küçük yaşta yetim kalan Yusuf’un hikâyesi Kaymakam Salahattin Bey’in evine gelmesi ile başlıyor. Salahattin Bey, eşi Şahende Hanım ve kızları Muazzez ile çevrili küçük bir kasaba hayatı yaşaması ve kendisine bile itiraf etmekten korktuğu Muazzez’e olan aşkı.
Yusuf ve Muazzez’in yaşadığı olaylar tamamen maddi anlamda yokluktan ve etraflarındaki çıkarcı, doyumsuz ve insani değerlerini kaybetmiş kişilerden kaynaklamaktadır.
Neredeyse bir günde bitirdiğim ender kitaplardan birisi olarak kitaplığımdaki yerini alacak bu roman, kesinlikle okunmalı.
Altını çizdiklerim;
“Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.” S- 11
“Hayattan fazla şeyler bekleme. Dünyada bir felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.” S- 151
“İstihfaf ettiği, kendisinden zayıf bulduğu mahlûkların mahkûmu olmak çok harap edici bir şeydi.” S- 200
Arka kapaktan;
Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısında naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikâyesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.