sinan akyüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinan akyüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2013 Salı

Aşk Meclisi - Sinan Akyüz


Dağılmış bir ailenin çocuğu olarak büyüyen, esrar ile başlayıp eroine kadar uzanan ve bundan kurtulmaya çabaladıkça daha da çok bu batağa saplanan Onur’un hikâyesiydi Aşk Meclisi. Gerçek günlüklerden yola çıkılarak derlenen romanda Onur’un sessiz çığlıklarına ve belirtmeden geçemeyeceğim edebi benzetmelerine, yazılarına kayıtsız kalmak imkânsızdı. Kitapta beni en çok etkileyen yer ise Sinan Akyüz’ün sonsözüydü.
Altını çizdiklerim;
“Gerçek bir erkek şu dünyada iki şey ister: tehlike ve oyun. Bu yüzden kadını ister, en tehlikeli oyuncak olarak.” S- 13
“Hayat böyle bir şey işte. Kötüyle iyi birbirinin karşıtı gibi görünse de aslında yan yana yürüyen iki dost gibi. Bir düşünsenize; kötü olmasaydı iyinin anlamı olur muydu? Ya da iyi olmasaydı kötüden kim bu kadar çok korkardı? ” S- 28
“Yüksek eğitim görmüş insanlara sadece diploma veriyorlar. Bir insanın entelektüel birikimi okuduğu kitaplarla alakalıdır.” S- 35
Arka Kapaktan;
Sen ve ben artık yalnızlığımıza âşık olmuş iki insanız. Bizim bu yalnız dünyamızda şafak atmaz, gün doğmaz. Gergin, donuk, yamyassı dünyamızda katılaşıp kaldık bir kristal taşı gibi. Çığlık çığlığa bir gecenin içinde, ikiye ayrılmış karanlık bir gökyüzünde, kan içindeki şırınganın ucunda, sahipsiz bir gölge olmuş ve hiç kimsenin istemediği yürek karası düşlerin kanatlanmış ölüleri gibiyiz. Sen ve Ben… İkimiz…

26 Nisan 2013 Cuma

Piruze - Sinan Akyüz

Okuduğum ikinci Sinan Akyüz romanı Piruze. Babası diplomat olduğu için sürekli ülke değiştiren bir ailenin akıllı ve bir o kadar da güzel kızları Piruze’nin Suriye’de bir adamla tanışması ve evlilikleri süresince çektiği sıkıntıları anlatan bir gerçek hayat öyküsü. Ortadoğu’nun kadınlara karşı ne kadar acımasız ve onları ne kadar değersiz gördüklerinin küçük bir kesitiydi okuduklarım. Şeriatın kadına nasıl da değer vermediğini, onu bir eşya gibi gördüğünü bir kere daha anladım. Erkeklerden gelen böylesine zulmün arasında aslında kadınların da birbirlerine ne kadar acımasız davrandıklarını okudum. Sanırım kendine güvensizlik ve sürekli baskı ortamı kadınları da erkekler gibi vahşileştiriyor.
Kitabın yazarının bir erkek olması ve yazarın kadın bakış açısıyla olayları, duyguları yansıtmasını çok beğendim. Yazar gayet akıcı bir anlatım diline sahip. Daha önce de aynı yazarın İncir Kuşları isimli romanını okumuş ve onu da çok beğenmiştim.
Altını çizdiklerim;
“Aşktan kör olmuş birine nasihat vermek, sarhoş birinin eline kılıç vermeye benzer” S- 100
“İnsanoğlu kesilmemiş kavun, karpuz gibiymiş. Kavunun, karpuzun tadını almak için kesmek, bir insanı tanımak için de onunla aynı yastığa baş koymak gerekiyormuş.” S- 351
“Biz kadınlar erkekler yüzünden gölge varlıklar olduk. Onların gözünde gölge ise teferruattandır.” S- 399
Arka kapaktan;
Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye’ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.

8 Şubat 2013 Cuma

İncir Kuşları- Sinan Akyüz




İncir Kuşları, okurunu arka kapağında yazan “bu kitapta yazılan her şey gerçektir” ibaresi ile etkilemeye başlıyor.  Kitap kullandığı dil itibarı ile  kolay ama bazı yerlerde yaşanan olayların gerçekliğinden dolayı okunması son derece zor ve ağır.
1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan savaş ve tüm dünyanın bu savaşa kayıtsız kalması.
Türk ve Müslümanlara yapılan işkenceyi okudukça bunun bir savaş değil bir nevi soykırım amacı taşıdığını hissediyorsunuz. Kitabın başkahramanı Suada, adı gibi güzel, çekici bir Müslüman genç kız ve âşık olduğu Müslüman bir adamla evlilik planları yaptığı esnada savaşın boy göstermesiyle başlayan acı dolu hikâyesi.  Suada’nın savaş başladıktan sonra, kendisine âşık olan Hristiyan Sırp’ın eline düşmesi ve hayat boyu unutamayacağı acıları tatmasını gözlerinizde yaşlarla okuyacaksınız.
Kitaptan altını çizdiğim bazı cümleler…
“Yeteri kadar sabrı olan taşları bile eritir” S-13
“ Aşırı kıskançlık aşkın hastalıklı halidir.” S-32
“Çektiğimiz bu acılara dünyanın seyirci kalması beni en çok şaşırtan şeydi.” S-164
“Aslında hepimiz öldürülmüştük. Sadece bedenlerimiz henüz toprağa gömülü değildi.” S-266