kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2017 Cuma

Huzursuzluk - Zülfü Livaneli


Yine bir Livaneli klasiği… Akıcı bir dil, araştırmalara dayanan, bilgi veren bir roman. Bu sefer ki konu ise çok yakın geçmişten geliyor.. IŞID kamplarında tutsak olan bir Ezidi kız olan Meleknaz ile Mardinli Hüseyin’in aşkını anlatan kitabın aslında daha uzun olmasını beklerdim. Çünkü bana göre konu çok sağlam ve daha uzun bir roman olmalı, daha detaylı bilgi alabilmeliydik. Hüseyin’in Amerika’da öldürülmesinden sonra gazetecilik yapan çocukluk arkadaşı İbrahim Mardin’e gidiyor ve Meleknaz ve İbrahim’in yakınları ile sanki röportaj yaparmış gibi hikâyenin detaylarını öğrenmeye başlıyor.

Anlatılanlarda bizleri çok rahatsız edebilecek detayların da bulunduğu kitapta esas üzerinde durulan insan hakları ve eşitliği olmuş. Her kim ne inanca, ne dine, hangi renge, kültüre mensup olursa olsun aslında bir insan olduğu ve birey olduğu için kendisine değer verilmesi gerektiğinin üzerine sıkı sıkı basılmış. 

Kitapla ilgili olarak ise arka kapağında “Ortadoğu” kelimesini gördüğümde orada yaşanan ve haberlere konu olmayan bazı farklı detaylar okuyacağımı düşündüm sanırım, ama maalesef ki televizyonlarda bunun çok daha ağırlarını izledik ve tanık olduk. O yüzden sanırım kitabın uzun olmasını talep etmemin sebebi budur. 

Konu itibarı ile biraz Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları isimli kitabında yazdıklarına benzettim… 

Neden mi, çünkü savaşlarda en büyük acıyı hep kadınlar çekiyor.

Altını çizdiklerim;

Asil insanların en neşeli anlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir.

Kalbinde ona inanç olduktan sonra ne farkı var, hepimizin onun kulları değil miyiz?

Bu dünyada hiçbir şey insanları söz kadar etkileyemez. Orta-şark da sözün zirveye vurduğu yerdir, hiçbir bölgenin şiiri, menkıbesi, masalı bu kadar kuvvetli, insanın yüreğine işleyen kudrette değildir. İşte bu yüzden bizim buralarda şairler büyücü sınıfına girer. İnsanları güzel sözlerle büyüledikleri için.

Merhamet keskin bir kılıç; merhamet gösterenin kabzasından tuttuğu ama karşı tarafı yaralayan bir kılıç.

İnsanları pençesine almış, çöl hecirleri gibi hepimizin ağzını kan içinde bırakan "harese"den kurtulmak için yazıyorum ve zaman zaman kendimi şu sözü tekrarlarken yakalıyorum: 'Ben bir insandım!'"


26 Ocak 2017 Perşembe

Karanlık Köy - Gürgen ÖZ


Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba… Son dönemde yoğunluk ve uyuşukluğum sebebiyle kitap okumaya devam ettim ancak bloğuma hiç dönüp bakmadım. 2017’de bu durumu değiştirmenin, bloğuma daha fazla zaman ayırmanın peşindeyim…

2016 yılının son aylarında okuduklarımdan es geçmek istemediğim bir kitap var bugün elimde.  Gürgen Öz’ün daha önce öykü kitabı Nevrotik’i okumuş ve bayılmıştım. Bu sefer bir gerilim romanı ile karşımızda yazar. Gerilim olmasının yanında çok da inceden bir kişisel gelişim, yüzleşme ve insan davranışlarından da dem vuran bir roman.

Konusu iki habercinin bir haber için Trabzon’a gitmesi ve çekimler esnasında gizemli bir köyden bahsedilmesi üzerine o köye gidip çekim yapmak istemelerini anlatmakta. Buraya kadar daha önceden de duymuş olabileceğimiz bir hikâye gibi gelebilir ancak Gürgen Öz konuyu gerçek olaylar ile birleştiriyor ve okuyucuya bu köyde olabileceklerle ilgili akıl oyunları yaparak önümüze koyuyor ki, ben ara sıra kitabı elimden bırakarak neden okuyorum ki diye düşündüm!! Bu sebeple gerilim seven kitap dostları lütfen kaçırmayın bu kitabı..

Kitapta Dyatlov Geçidi Vakası gibi geçmişte yaşanan gerçek olayların yanı sıra kanıtlanmamış olmasına rağmen birçoğumuzun inandığı Çarşamba Karısı, Üç harfliler, Karakoncolos gibi olaylarla da süslenen bu kitabın esas korku hikâyesi insanın içindeki karanlık köyden bahsetmesinde gizli olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir cümle var mesela;

 “Yaşadığımız bu kültürde, inan herkesin kendi içinde gitmek istemediği ‘Karanlık bir Köy’ mutlaka vardır."

Ayrıca bahsetmeden geçmeyeceğim yazarın geçmişte yaşanan politik olayları, Balkan Türklerinin yaşadıkları, Rum sorunları, Müslüman- Hristiyan yayılma çabaları ve genel siyasi durumları da konunun içine dâhil etmesi okuma hazzımı arttırdı.

Altını çizdiğim cümleler;

-      Sonuçta ırklar yoktur bana göre. İyi insan vardır, kötü insan vardır en basit haliyle.

-  Bu toplumda insanlar sahip olduğumuz baskıcı kültür nedeniyle gerçeklerden kaçmaya, onları reddetmeye başlıyorlar. Oysaki gerçek, insanı özgürleştirir. Bu olmadığında ise insanlar batıl inançlar üretirler ve onlara inanmaya başlarlar.

-   Herkes kendi gerçeğini arar, kendi gerçeğini yaşamak ister. Bu baskılandığında ise her şey çarpıklaşmaya başlar.

-    Bizdeki bu zihniyetin sessiz öğretisinde, bırak farklı bir kültürden olmayı, farklı bir kişiliğinin olması bile adeta suç olarak empoze ediliyor. Suçlu hissettiriyorlar sana. İradelerimiz üzerinde çocukluktan başlayarak kilitler vurulmuş, öğrenilmiş bir çaresizlik var herkeste. Zihinlerimiz özgür değil!

-      İnsan yaşamayınca bilemez! Bilemeyince de inanmaz!

Arka Kapaktan;

"Oraya gitmeyin ağabey... O köye gidip hiç dönmeyen çobanlar var..."

Karadeniz'in karanlık ormanlarında, iki yüksek dağ arasında, yüzyıllar öncesinden kalma, pek bilinmeyen eski bir Rum köyü... Yaşlıların "Karanlık Köy" dedikleri, içinde uğursuz bir enerji barındırdığına inanılan ve kimselerin gitmediği, gitmekten korktukları, kendi tarihine hapsolmuş gölgeler içinde bir hayalet... Geçmişte, soğuk bir kış gecesinde, köydeki insanların nedeni anlaşılmayan bir cinnet ve çıldırmışlıkla birbirini öldürdüğü ürkütücü bir alan... Ve burayı keşfetmeye niyetli, varlığını duyar duymaz belgesel çekmeye karar vermiş iki maceraperest.

Sizce korktuğumuz gerçeklerden kaçtığımızda, onlar daha korkunç batıllara mı dönüşür? En önemlisi; korktuğumuz şeylere inanmaya başladığımızda, onları gerçek yapar mıyız?

Yüzleşemediklerimiz, sakladıklarımız, batıllarımız ve toplum olarak geçmişte sıkışıp kaldığımız şeyler üzerine heyecanlı bir psikolojik gerilim...

"Herkesin içinde, gitmek istemediği karanlık bir köy vardır..."

27 Eylül 2016 Salı

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy


Evet, adına ve kapağına aldanıp sevimli bir kitap okuyacağımı düşünerek aldığım kitaplardan birisi daha beni şaşırtmayı başardı. İnce, incecik ama dolu, ağır ve tereddütlerle okuduğum çok ama çok etkileyici bir kitap. Yazarın hikayeyi küçük bir kızın ağzından anlatıyor olması mı daha etkili kıldı bütün kitabı bilmiyorum ama yer yer kızın saflığına, temizliğine ve esprilerine gülümserken, bazı yerlerde de inanılmaz bir sıkıntı ve rahatsızlık ile okudum bu kitabı. Konusuna çok kısa değineceğim çünkü benim gibi, her sayfada “ne olacak” diye düşünerek okumanızı istiyorum…

“Kardeşimle ben kainatla baş etmek zorunda kaldık, çünkü baba bir sabah, daha gün ağarmadan, ruhunu sessizce teslim etti.”

Diğer insanlardan izole bir şekilde yaşayan ve babaları tarafından okula gitmeden farklı bir eğitim gören iki kardeşin hikayesi, bir sabah babalarının vefat etmesi ile başlıyor. Kardeşler babalarına uygun bir tabut aramak için evden çıkıyor ve dış dünya ile iletişime geçtiklerinde aslında ne kadar farklı yetiştirildiklerini ve nelere maruz kaldıklarını anlıyoruz.


Her sayfada kötü bir şey olmasın diye düşünerek okuduğum ve son sayfalarda artık içimin acıdığı bir kitap oldu benim için. Evet, kitap sevimli ve pembe değil ama maalesef ki yazar hayatta olmayan bir konu da yazmamış, belki de bu kitabı daha etkileyici ve rahatsızlık verici kılıyor. Yazar özellikle bazı kelimeleri bilerek değiştirdiğini yazmış ve bu şekilde muhafaza edilmesini istemiş. Aysel Bora çevirisi ise on numara. 

25 Ağustos 2016 Perşembe

Napoli Romanları - Elena Ferrante

Tavsiye üzerine başladığım, araya sıkılmamak için başka kitaplar da alarak bitirdiğim ve son dönemde okuduğum en başarılı seri Napoli Romanları serisi diyebilirim. Bütün kitapları bitirdiğimde tek bir yorum olarak yazmak istediğimden bugüne kadar bekledim. Dördüncü kitabı yeni bitirdim ve bittiği için üzülüyorum.

Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım
Napoli’de fakir bir mahallede büyüyen Lila ve Lenu’nun hikâyesi daha ilk kitapta sizi sarıp sarmalıyor. O fakirlik ve düşük eğitim düzeyi olan bir mahallede kendine yön vermeye çalışan, bilgiye ve öğrenmeye aç iki arkadaşın yaşadıklarını gittikçe merak etmeye başlıyorsunuz. İlk kitapta kalabalık bir karakter listesi bulunmakta ve isimlerin kısaltmaları da işin içine girince adapte olmakta biraz zorlasa da diğer kitaplarda bu isimlere çok alıştığınızı şaşırarak fark ediyorsunuz.

Yeni Soyadının Hikayesi 
Lila her kitapta biraz daha güçlü bir karakter olarak karşımızda duruyor. İkinci kitap olan Yeni Soyadının Hikâyesi biraz daha onunla ve evliliği ile alakalı. Lenu kenarda hep ona hayran ve okumaya çalışan bir kız olarak dururken, Lila okumaktan vazgeçerek mahalleye ayak uyduruyor ve mahalledeki en zengin adamla evleniyor. Ama bu arada kendi isteklerinden de vazgeçmiyor. Sevgilisi Nino herkesin bildiği ama onaylamadığı bir ilişki yaşayabilecek kadar da cesur olduğunu görebiliyoruz. Bir de bu arada Nino denilen adam Lenu’nun çocukluk aşkı dersem, olayların nasıl bir örümcek ağında olduğunu daha net anlatmış olurum.



Terk Edenler ve Kalanlar
Üçüncü kitap olan Terk Edenler ve Kalanlar daha çok Lenu’yu anlatıyor. Okuyup üniversite mezunu olan ve bir yazar olarak ismini duyurmaya başlayan Lenu adı geçen bir ailenin profesör oğlu ile evlenip, ondan iki çocuk sahibi oluyor. Bu arada İtalya’daki siyasal karışıklıklar, Lenu’nun feminizm üzerine yazdıkları, aile hayatının değişimi ve annelik rollerini ilgiyle takip ediyorsunuz. Bu sürede Lila ile olan arkadaşlığının, birbirlerine bir yakınlaşıp, bir uzaklaşmalarını hayretle izliyorsunuz. Bu arada kendisini öldürmek istediğim Nino karakteri bu kitapta Lenu’nun uğruna kocasını terk ettiği adam olarak yine sahnede yerini alıyor.



Kaybolan Kızın Hikâyesi
Son kitap okuduğum diğer üç kitabı da geçmiş durumda; Kaybolan Kızın Hikâyesi içinde şaşırtıcı birçok konusu olan bir kitap. Bu kitapla ilgili çok fazla detay vermeyeceğim, sürprizi kaçmasın istiyorum. Serinin başından beri Lila’ya içten içe hayranlık beslerken bu kitapta dengelerin ve fikirlerimin değiştiğini fark ettim. Çünkü bazı dönemlerde Lila’da tuhaf bir delilik hali ve insanları manipüle etme dürtüsünün doruklarında gezdiğini görüyorsunuz, hayran olduğunuz Lila bir süre sonra can sıkıcı birisine dönüşürken, Lenu onun destekçisi olmaya devam ediyor. Nino ile ilgili burada yazamayacağım düşüncelerim var!!!



İtalya’da geçen romanlar her zaman keyifli olmuştur ama hep aklımıza deniz kenarı, begonviller ve fesleğen kokan küçük kasabaları getirmiştir. İşte sanırım bu seride farklı olan bir nokta da bu. Kitaplarda siyaset, aile içi şiddet, feminizm, uyuşturucu, fakirlik, dedikodu, entrika ve daha bunun gibi birçok konuya değinilmiş, bir dönemin İtalya'sını çok güzel anlattığını düşünüyorum. Lafı çok uzattım; özetle bittiğine üzüldüğüm seridir. 



8 Mart 2016 Salı

1Q84- Haruki Murakami


Yanımda taşımakta zorlandığım, hafta içi ofiste, hafta sonları da evde okuyarak yaklaşık 10 günde bitirdiğim kitap 1Q84. Açıkçası kalınlığından dolayı biraz gözümü korkutmakta olduğundan bir yıldır kitaplığımda beni beklemekteydi. Sınavlardan sonra bir hızla okumaya başladım, okurken beni çok sıkmadı ama bu kitabın abartıldığı kadar bir başyapıt olmadığını düşünüyorum. Çünkü daha önce Murakami’den Sahilde Kafka ve İmkânsızın Şarkısını okumuş ve onları çok beğenmiştim.

1Q84 onlar kadar başarılı bir roman değil. Kurgusu güzel, Aomame adında bir kız ve Tengo adında bir adamın hikâyesini anlatmakta. Bu kişiler garip bir şekilde birbirine bağlı ancak bunu kitabın ortalarına kadar anlayamıyoruz. Ayrıca kitapta doğaüstü olgulardan da bahsediliyor, Little People, Pupa Hava (havadan koza anlamında), Maza ve Douta gibi ilginç bir sürü konu var.

Ancak Murakami’nin genel tarzı olan, müzik, yemek, tren ile seyahat detayları ve başka kitaplardan alıntılar (özellikle George Orwell’in 1984’ü) gibi o kadar çok detay ve tekrar var ki bir zaman sonra sizi esas konudan uzaklaştırıyor. Sanki kitap uzasın diye oraya eklenmişler gibi.  Yine de kitap bu kadar kalın olmasına rağmen akıcı bir şekilde okunabiliyor. Tekrarlar dışında sıkıcı bir konu değil, hatta ilginç bile diyebilirim.

Ve cevapsız sorular;

- Tengo’nun gerçek babası kim?

- Tengo’nun yaşça büyük kadın arkadaşına ne oldu?

- Aomame ve Tengo bu hamilelik işini nasıl kolayca kabullendi? Aomame, bebeğin babasının Tengo olduğunu nasıl anladı?

- Öncüler nerede?

- Little People kitabın başında o kadar aktifken, sonrasında neden kayboldu? vb.


Okumayanların gözü korkmasın diyeceğim, aslında bu kitaba harcanacak zamanı başka kitaplara ayırmanın daha mantıklı olduğunu düşünüyorum.  Yine de tercih okurların. 

27 Ocak 2016 Çarşamba

Mucize- R.J. Palacio



Gen problemi sebebiyle doğuştan yüzünde şekil olarak bozukluk olan bir çocuğun okula başlama serüvenini anlatan bir kitaptı Mucize. Engelli insanlara bakış açımızı sorgulayan, o engeliyle yaşamak durumunda olan insanların bizim bakışlarımızda, onlara davranışlarımızdan nasıl etkilendikleri üzerine kafa yormamızı sağlayan bir hikâyeydi August’un hikayesi.

Doğduğu günden bu yana yüzünden defalarca ameliyat olup, o zorluklar esnasında bile evde eğitimini tamamlayan sonrasında annesinin desteği ile ilk defa tek başına okula başlaması istenen August’un diğer arkadaşları ile yaşadıklarını anlatırken, olayları bir de ablası ve tanıştığı arkadaşlarının da gözünden anlatılan bir nevi günlük gibiydi. Kitap olarak çok basit bir dille yazılmış olmasına rağmen, alt metin olarak okuyucuyu düşünmeye sevk etmekteydi. Okudukça hep aklıma gelen videoyu da  bu yazının altında paylaşacağım. Engelli insanlara korkak, ürkek ya da yargılayıcı onlara farklı olduklarını hissettirecek gözlerle bakmak yerine belki alttaki videodaki gibi sadece gülümseyebilsek, onları sosyal yaşama kazandırmada daha etkili olabileceğiz.

Arka Kapaktan;

Merhaba, adım August. Size nasıl göründüğümü anlatmayacağım. Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur.

August (Auggie) Pullman yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğduğu için, normal bir okula gidemiyordu… şimdiye kadar. Yakında Beecher Ortaokulu'nda beşinci sınıfa başlayacak ve ömrünüzde bir kere bile "yeni çocuk" olduysanız, bunun ne kadar zorlu olduğunu tahmin edebilirsiniz. Dondurma yemek ve Xbox'ında oyun oynamak gibi sıradan şeyleri seven Auggie aslında sadece sıradışı yüzü olan, sıradan bir çocuk. Peki, yeni sınıf arkadaşlarını, görünüşünün ardında kendisinin de onlar gibi olduğuna ikna edebilecek mi?






8 Ocak 2015 Perşembe

Kitap Evi - Enis Batur


İnternette neredeyse takip ettiğim herkesin okuduğu bu kitabı ben de okumak istedim. Kitabın konusu şimdiye kadar okuduklarımdan çok farklıydı. Hiç tanımadığınız birisinden size içe kitap dolu bir ev bırakılsaydı ne yapardınız? Kitabı okuduğum sürece böyle bir evin hayalini kurdum ve keşke o ben olsaydım dedim J kim istemez ki bu kadar değerli bir kütüphaneye sahip olmayı? Kitabı çok sevdim, özellikle içinde diğer kitaplardan yapılan alıntıları özellikle Oğuz Atay’ı, Kafka’yı sürekli hatırlatmasına bayıldım. Popüler edebiyattan hoşlanmayan kitapseverlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.

Altını çizdiklerim;

“Bir kitabın sayfaları arasına daldığınızda, ötekiler, sesleri ve sözleriyle kaybolurlar.” S-99

“Köktenci düşlerin, düşüncelerin en çekici yanı hepten masrafsız olmalarıydı.” S-118

Arka Kapaktan;

Hayatım kitapların arasında, ortasında geçti. Birkaçını yazdım, birçoğunu yaptım, daha çoğunu okudum, okumak için edindim, edinmek için elledim, sayfalarını karıştırdım, evimin duvarlarını kaplamalarından zamanla bir tür güvence duygusu yonttum. Neredeyse bütün düşüncelerimin, duyularımı harekete geçiren kıvılcımların kaynağında, kökünde, kuyusunda yer aldı kitaplar. Korktumsa, en çok onlardandır; şüpheler içinde kendi kendimi ve başkalarını kemirdiysem, onlardan. 

 

13 Ekim 2014 Pazartesi

Suçluyorum - Emile Zola


Emile Zola’nın daha önce Germinal isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Suçluyorum yine toplumsal adaletsizliğe karşı bir başkaldırı manifestosuydu. Yüzbaşı Dreyfuss’un sahte evraklarla hapse atılmasından dolayı Zola’nın Genelkurmaya yazdığı bir mektuptu. 1800’lü yıllarda bu kadar cesurca bir şeye imza atmak ta eminim ki her yazarın harcı değildi, ancak Zola’nın içindeki bu adalet ve eşitlik ateşi sanırım kendisini durdurmadı.
Kitap sadece kırk üç sayfa kadar ancak içi tamamen dolu diyebilirim, okunması kolay bir dile sahip.
Altını çizdiklerim;
“Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!” S- 27
“Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toplanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün her şeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur.” S- 33
Arka Kapaktan;
19. yüzyıl sonları Fransa'sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıydı. Tam 12 yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güçler dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında uzun sürecek bir bölünmenin doğmasına yol açtı.
Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü bir gazetede yayınladığı Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Güz Okuma Şenliği 2014


 
Amaç kitap okumak orası kesin, benim esas amacım kenardaki kitaplarımı değerlendirmek.. Güz Okuma Şenliği Listem şu şekilde... Şenliğin sahibesi Pinuccias'a teşekür eder, herkese keyifli okumalar dilerim...
 
1. Kategori (10 puan): İsminde sonbahar mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların güzün geçtiği bir kitap.
Yağmur Sonrası – Sarah Jio – Arkadya- 347 sayfa
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bazuka – Murat Uyurkulak – Metis – 92 sayfa
3. Kategori (10 puan): Bir deneme veya inceleme veya gezi kitabı.
Fenerbahçe Seyahatnamesi – Alp Eralp – Potkal Kitap – 160 sayfa
4. Kategori (10 puan): Adında bir meslek geçen bir kitap
Yazarın Odası – Kollektif – Timaş – 302 sayfa
5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi – 146 sayfa
6. Kategori (10 puan): İngiliz edebiyatından bir kitap.
Bir Noel Şarkısı – Charles Dickens – Bordo Siya – 130 sayfa
7. Kategori (10 puan): Türk bir yazardan bir öykü kitabı.
Mahallenin Kısmeti – Aziz Nesin – Nesin Vakfı – 193 sayfa
8. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Başkadeniz’e Dönüş- Danielle Martinigol – On8 Kitap
9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Otomatik Portakal – Anthony Burgess – 168 sayfa
10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Stefan Zweig- Satranç – Can Yayınları – 71 sayfa
11. Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kitap.
Atatürk Olmasaydı – Cemal Kutay – ABM Yayınevi – 198 sayfa
12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Yolpalas Cinayeti – Halide Edip Adıvar – Can Yayınları – 81 sayfa
13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Devlet Ana – Kemal Tahir – İthaki – 650 sayfa
14. Kategori (10 puan): 700 sayfadan uzun bir kitap.
Taht Oyunları – George R. Martin – Epsilon – 846 sayfa
15. Kategori (10 puan):Artık aramızda olmayan bir yazardan bir kitap.
Suçluyorum – Emile Zola – Can Yayınları – 50 sayfa
16. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.
İstanbul Hatırası- Ahmet Ümit – Everest – 561 sayfa
17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Potkal Kitap – 128 sayfa
18. Kategori (10 puan): 2014 yılında çıkmış bir kitap (Yabancı kitaplar için Türkiye’de ilk baskısını 2014’te yapması da kabulümüzdür)
Son Kamelya – Sarah Jio- Arkadya – 340 sayfa
19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap.
İstanbul Kırmızısı / Ferzan Özpetek / Can Yayınları / 139 sayfa
Gazel – Nihal Yeğinobalı – Can Yayınları – 289 sayfa
20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Aynı yazardan 3 kitap ama dikkat! Aynı seriye ait kitaplar kapsam dışı. Aynı yazarın üç farklı serisinden birer kitap olur tabii.
Değirmen – Sabahattin Ali – YKY – 137 sayfa
Sırça Köşk – Sabahattin Ali – YKY – 141 sayfa
Kağnı, Ses, Efektler – Sabahattin Ali – 221 sayfa
21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Bu kategori için biraz daha araştırma yapacağım.
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Bir Rüyaydı Seninle Aşk – Justin Kramon – Sonsuz kitap – 438
Son Aşk Çiçeği- Ali Ünal – Yitik Ülke – 128
Tutulma; Aşkın Patolojisi – Nevbahar Atabay- Yitik Ülke – 111

3 Kasım 2013 Pazar

Tüyap 32. İstanbul Kitap Fuarı


 
Hiçbir şey almayacak olsam da kitap fuarlarını severim. İstanbul'daki kitap fuarını da kaçırmadım tabi.. Fuarın ilk günü sabah erken saatlerde gittiğim için çok kalabalığa kalmadan rahatça gezdim. Aldığım kitapları fotoğrafımda görebilirsiniz. Tahmin ettiğim gibi indirimler olmadı maalesef. Genelde internet fiyatlarına denk alışverişim oldu. Fırsatı olanlar mutlaka uğrasın. 10 Kasım'a kadar devam edecek fuar...

14 Mayıs 2013 Salı

Tanrı'nın Unutulan Çocukları - Craig Silvey

Avustralya Bağımsız Yayıncılar Ödülü tarafından yılın kitabı seçilmiş ve bu ödülü haketmiş bir roman. 
Corrigan kasabasındaki insanların yaşamı ve Vali’nin kızının kaybolmasının konu alındığı romanda gizem, heyecan ve hayal kırıklıkları vardı. Her zaman olayların çocukların gözünden anlatılmasının daha masum, daha gerçek olduğunu düşünürüm ve bu tip romanlar ilgimi daha çok çeker.
Roman gerçekten çok güzeldi, olayların kitap okumaya ve Mark Twain’e hayranlığı olan Charlie’nin dilinden anlatılması ve özellikle çocuğun iç sesleri zaman zaman güldürdüğü gibi, hüzünlendirdi de beni.
İnsanların önyargılarını değiştirmenin ne kadar zor olduğunu da bir kere daha özetledi sanırım.
Kesinlikle tavsiye ettiğim okunması kolay ve eğlenceli, gizemli bir roman.
Altını çizdiklerim;
“Kaybedecek ne kadar çok şeyin varsa, savaştığında o kadar cesursun demektir.” S- 85
“Ödün vermek yenilgiyi kabul etmek demek değildir.” S- 161
“Özür dilemek kendinizi açığa çıkarmak kucaklanmaya alay edilmeye veya intikam alınmaya açık hale getirmek demekti. Özür dilemek bağışlanma dileyen bir soruydu, çünkü iyi bir yüreğin metronomu, her şey yoluna girip olması gerektiği hale gelene kadar yatışmazdı.” S- 303
“Bir şeyin nasıl sonuçlanacağını bilmemek, onu yapmamak için bir neden değildir.” S- 345
Arka kapaktan;
Sıcak bir yaz gecesi beklenmeyen bir misafirin penceresini tıklatmasıyla Charlie’nin sıradan hayatı tamamen değişir. Çünkü toplum dışına itilmiş tuhaf misafirin kimseye söylemediği bir sırrı vardır.

12 Mayıs 2013 Pazar

Kocaeli Kitap Fuarı

 
Haftasonu aile ziyareti için Kocaeli tarafına seyahat ettik. Gitmeden bir gün önce gazetede kitap fuarından bahsedildiğini okumuştum. Ziyaret sebebimiz başka olacağı için gidebileceğime emin değildim ama yine de fuar gezmek için bir şekilde vakit yarattıkJ
 
Gelelim fikirlerime ve neler aldığıma..
Ziyaretimiz Pazar günü olmasına rağmen saat 13 civarında içeri girdiğimizde büyük bir kalabalıkla karşılaşmadım ama sebebinin bugünün Anneler Günü olmasından dolayı olduğunu düşünüyorum.
Fuara gitmeden önce stand yerleşimlerinden hangi yayınevlerini ziyaret etmek istediğime karar verdim. Can Yayınevi, Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları ve Ayrıntı Kitabevi benim için öncelikli yayınevleri idi. Vaktimin çoğunu bu standlarda harcadım, geri kalan zamanda da uygun fiyatlı standları gezdim.
Fuar demek benim için indirimli kitap demek ancak bu fuarda hemen hemen bütün yayınevleri aralarında anlaşmışlar gibi sadece %20 indirim yapıyorlardı. Gerçi aynı standtan 3-4 kitap alınca biraz daha indirim yaptılar bana J
Fuardan aldıklarıma gelince..
Can Yayınları;
Şeker Portakalı- Jose Mauro De Vasconcelios
Siddhatha- Herman Hesse
Kediler Güzel Uyanır- Yekta Kopan
Küçük Şeylerin Tanrısı – Arundhati Roy
Genç Werther’in Acıları- Goethe
(Toplam 50 tl)
İş Bankası Kültür Yayınları;
Anayurt Oteli- Yusuf Atılgan
Berlin’in Nar Çiçeği – Füruzan
İçimizdeki Şeytan- Sabahattin Ali
(toplam 30 tl.)
Yapı Kredi Yayınları;
Oblomov- Gonçarov
Cimri – Moliere
Sineklerin Tanrısı – William Golding
(toplam 45 tl)
Doğan Kitap;
Kardeşimin Hikayesi – Zülfü Livaneli
Düğümlere Üfleyen Kadınlar – Ece Temelkuran
Şeytanın İflası – Nermin Bezmen
(yaklaşık 40 tl)
Hiç aklımda yokken Varlık Yayınları’na da uğradım ve;
Kumarbaz- Dostoyevski
Therese Raquin- Emile Zola
Dede Korkut Hikayeleri- Cevdet Kudret
(Kampanyadan yararlandım ve 3 kitap için toplam 10 tl ödedim)   
Geri kalan
Odysseia- Homeros
İlyada- Homeros
İlahi Komedya- Dante
(Bu kitapların da tanesine 7 tl vererek sahip oldum.)
Kendi adıma tahminimden fazla harcadığım ama çok mutlu geçirdiğim bir gün oldu. Yeni kitaplarıma bakınca çok mutlu oluyorum ve elimdeki kitabı bir an önce bitirip yenilere başlamak istiyorum..
Sizce hangisi ile başlamalıyım??