9 Haziran 2014 Pazartesi

Amerikan Sapığı - Bret Easton Ellis


Kötülük olunan bir şey midir? Yoksa yapılan bir şey mi?
Patrick Bateman Amerikan rüyasını yaşayan, Wall Street’te çalışan ve kısaca paraya para demeyen bir adam. İyi restoranlar, kadınlar, pahalı içkiler ve kıyafetler arasında sürüp giden bir yaşamı var ancak içinde fırtınalar kopuyor. Bu romanın iki türlü yorumlanabileceğini düşünüyorum.  Ama sonuçta yorumlarımın sonu aynı yere çıkıyor. İlk düşüncem Patrick’in bu cinayetleri işlemediği ve hayal ettiği yönündeydi, diğer düşüncem ise özellikle sonlara doğru anlatmaya başladığı, çözüldüğü ve güçsüz kaldığı yerlerde de yaşananların hepsinin gerçek olabileceğiydi. Ama dediğim gibi sonucunda her şeye sahip ama hiçbir şeye sahip olmadığını düşünen bir adamın hep daha fazlasına sahip olma hırsının anlatıldığı bir kitaptı.
Kitapta kıyafetler, aksesuarlar, mobilyalar, elektronik cihazlar, yemekler, içkiler yani aklınıza gelebilecek her şeyin bir markası vardı, tanımlamaların hepsi bu yöndeydi. Birçok tasarımcının isimlerini ilk bu kitapta duydum. İnsanların görünüşlerinin tasvir edilmesinden çok giydikleri ile bir tanımlanmaları farklıydı.
Kitap bittikten sonra filmini izledim, bunca yıldır neden izlememişim bilmiyorum. Sanırım çok vahşet olduğu hususunda yorumlar kalmış aklımda. Aslında kitap çok daha kanlıydı diyebilirim. Bütün bu cinayet, acı çektirme vs. olayları arasında beni en çok etkileyen dilencilere davranış biçimiydi zannedersem, sadece 1 doları uzaktan sallayıp vermemesi bence en büyük acımasızlıklarından birisiydi.
Bu kitap okunmalı, filmini izlediyseniz bile yine de okuyun…
Ne yalan söyleyeyim ki hissettirdiklerini tam anlatamadığımı düşünüyorum.
Arka Kapaktan;
Kendimle ilgili daha derin bir bilgi edinmiyorum, bunları anlatışımdan çıkartılabilecek yeni bir anlam. Bütün bunları size anlatmam için hiçbir neden yoktu. Bu itirafın hiçbir anlamı yoktu... Aklıma gelmezdi hiç, insanlar iyi midir, insan kendini değiştirebilir mi, insan bir duygudan ya da bir bakıştan ya da bir jestten haz duyarsa dünya daha iyi mi olur, ya da başka birinin aşkını ya da iyiliğini kabul ederse. Hiçbir şey olumlayıcı değildi, ruh cömertliği lafı hiçbir şeyi açıklamıyordu, bir klişeydi, kötü bir şakaydı. Seks aritmetiktir. Bireysellik mesele değil artık. Zeki olmak neye yarar ki? Aklı tanımla. Arzu -anlamsız. Zeka hiçbir şeyi iyi edemez. Adalet öldü. Düşünmek yararsız, dünya anlamsız. Kötülük dünyanın tek sürekliliği. Aşka güvenilmez. Yüzey, yüzey, yüzey, insanın anlam bulabildiği tek şey yüzey. Benim gözümde uygarlık buydu, devasa ve tırtıklı bir bıçak ağzı gibi...
Kötülük olunan bir şey midir? Yoksa yapılan bir şey mi? Dünyaya lanetler yağdırıyorum ve de bana öğretilen her şeye; ilkelere, seçkinliklere, seçimlere, ahlak derslerine, uzlaşmalara, bilgiye, birlik olmaya, dua etmeye -hepsi yanlıştı, hiçbirinin kendi başına bir amacı yoktu. Hepsinin dönüp geldiği şu: öl ya da uy. Kendi bomboş suratımı gözümün önüne getiriyorum, bedeninden ayrılmış sesi, ağzından çıkan; Bunlar korkunç zamanlar.

2 yorum:

  1. merhaba, ekşiden gördüm, geldim ve blogunuzu anında favorilerime aldım. blogunuz çok hoş ^_^

    YanıtlaSil