oguz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oguz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2015 Cuma

Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay


O kadar iyi ki doğru yorumlayamamaktan korkuyorum. Daha önce Tehlikeli Oyunlar’ı okumuş ve okurken değil ama bitirdikten sonra sevmiştim. Çünkü daha önce Oğuz Atay okumadığım için Onun o özel yazım tekniğine yabancı kalmış, algılayamamıştım. Tehlikeli Oyunlar’ı ara ara alıp tekrar göz gezdiriyorum ve her cümle beni biraz daha kendine bağlıyor.

Korkuyu Beklerken ise daha ilk öyküsünden kendini sevdiren bir öykü kitabı.  İçinde kitaba adını da veren öykü ile birlikte toplam sekiz adet öykü var ve hepsi birbirinden güzel. Oğuz Atay’ın yalnızlığı, korkuyu, titizliği, saplantılı halleri ve özellikle mizahı böylesine ince kullanarak anlatmasına bayılıyorum. En çok beğendiğim öyküler ise Ne Evet Ne Hayır (kahkahalarla okudum) , Korkuyu Beklerken, Beyaz Mantolu Adam ve Babama Mektup oldu. Eğer daha önce Oğuz Atay okumadıysanız akıcı dili dolayısı ile ilk bu kitapla başlamanızı öneririm.

Ubor- Metenga!!

Altını çizdiklerim;

“İnsanın sürekli yaşadığını hissetmesi için, bazı değişmez ölçülere başvurması iyi oluyordu.”

“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.”

“Yalnızlığa dayanmanın en önemli şartı, her şeye karşı hazırlıklı bulunmaktır.”

“Çok kazanmak istiyordum; fakat dünyada biliyorsunuz ancak işini bilenler kazanır. Ben de işimi bilmek istiyordum. Bu yüzden çok okuyordum. Birçok şeyi biliyordum. Şimdi bildiklerimi unutmamak için büyük bir savaş veriyorum.”

Arka Kapaktan;

Oğuz Atay'ın hikâyeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmıyor. Kitaba adını veren hikâyenin "korkuyu beklerken" kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergâhındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikâyeyle var ettiği "Beyaz Mantolu Adam “da öyle...Tavan aralarında saklanan eşyadan, gazetelerin dert köşelerine gönderilen mektuplara kadar “Türkiye’nin ruhu ”nu hep aynı maharetle kavrıyor Oğuz Atay.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay


Kitap Kardeşliği grubunun oylaması sonucu Nisan ayında Tehlikeli Oyunlar okunmasına karar verildi. Ben de bu grubu bir süredir takip ettiğim için Nisan ayında aralarına katılmaya ve bu kitabı diğer Kitap Kardeşleri ile 1 Nisan’da okumaya başladım… Kitap Kardeşliği grubunda bulunmak gerçekten zevkli.. Kim hangi sayfada, hangi cümlelerin altını çizmiş, okuduğu yere kadara düşünceleri neler, bunları görmek çok keyifliydi. Bu oluşumu var eden StyloPunk’a teşekkürlerimi sunuyorum.
Nisan ayında okuduğumuz kitaba gelince maalesef aynı keyfi aldığımı pek söyleyemeyeceğim…  Daha önce hiç Oğuz Atay okumamıştım ve muhtemelen bir daha da okuyacağımı zannetmiyorum. Okumakta gerçekten zorlandığım ve defalarca bırakmayı düşündüğüm bir romandı. Roman da diyemiyorum aslında daha çok bir tiyatro oyunuydu gibiydi bu kitap.
Başroldeki Hikmet ve onun aklında yaratılan gerçek mi yoksa hayal mi olduğu konusunda çoğu zaman şüpheye düştüğümüz diğer kahramanlar… Albay, Bilge, Sevgi, Nurhayat Hanım, Nursel hanım ve daha niceleri… İtiraf etmem gerekirse Hikmet’e sinir olduğum zamanlar oldu ancak, çoğu zaman güldürdü beni… Genelde de Hikmet’in anlattığını hissettiğim gibi okudum anlattıklarını, hızlı, kesik kesik, karışık…
Altını çizdiğim cümleler elbette ki vardı...
“Deliler uzun yaşar, budalalar uzun ömürlü olur, aptallar rahat eder.” S- 36
“İnsan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor” S- 89
“Zenginler, hiçbir şeye aldırmama, hiçbir şeyden heyecanlanmama lüksüne sahiptirler; bu nedenle çok yaşarlar.” S- 154
Son olarak Albay’ın Hikmet’i özetleyen cümlesi ile bitirmek isterim; “Oğlum sen, bu her şeyi birbirine karıştırmanla, hiçbir zaman gereken alakayı göremeyeceksin” S- 276
Arka Kapaktan;
Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini hayati bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman. Romanın başkişisi Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve “oyun oynuyormuş gibi” ilgilenmenin ve yaşamanın yollarını araştırıyor. Ve hem “tehlikeli” hem de “oyun”la dolu bir yolda gidebileceği son noktaya kadar ilerliyor.