aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

Soğuk Kahve - Ahmet Batman

Bu kitap beni güzel kapağıyla ve önsözü ile bağladı. Ahmet Batman’ın hayatla konuşmasını konu alan küçük yazılarından, notlarından derlenmiş bir kitaptı bu. Okuması eğlenceliydi, birçok yerde okurken gerçekten hayat, aşk böyle, tespitleri ne kadar başarılı diye düşündüm. Yazarın son sözünde de şuna benzer bir şey yazıyordu zaten; “ Hani yazsam ne güzel olur dediğin cümleler var ya ben o cümleleri yazdım, içine biraz seni, biraz da kendimi kattım. “
Kitabın içinde altı çizilecek o kadar çok cümle vardı ki..
Ben sadece birkaç örnek vereceğim size;
“Akıl kalp kadar yormaz bedeni..” S- 15
“Eski sevgiliyi çok özleyip, içinden mesaj atma isteği geldiğinde devreye giren otomatik fren sistemine gurur denir”. S- 49
“Parçalar birleşmediği sürece eksiğiz, birleştiğinde fazlayız.” S- 132
Arka kapaktan;
Sıcak bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.
İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekânın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak.
(Kahraman Tazeoğlu)

17 Nisan 2013 Çarşamba

Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler - Jan-Philipp Sendker

Birlikte yaşadığımız insanları, annemizi, babamızı, kardeşlerimizi yeterince tanıyor muyuz?
Onların bizden farklı bir geçmişleri, hayatları olabilir mi?
Aşkı yaşamak için görmeye, duymaya, dokunmaya ihtiyaç var mıdır?
Uzun yıllar boyunca kayıp olan babasının yazdığı bir mektubu bulan ve bu mektubun arkasındaki gerçekleri öğrenmek için yola çıkan Julia’nın hikayesi bu kitap.. Mi-Mi adında bir kadına yazılan mektup, devamındaki sıcak aşk hikâyesi… Geçmişin U Ba adındaki bir adamdan bir film gibi kendisine anlatılması…  Babasının çocukken geçici bir körlük yaşadığını ve aslında hiç tanıdığı gibi olmadığını öğrenmesi.  Ve Mi-Mi’ye olan naif aşkı...   
Fiziksel engellerin insanların hayatı nasıl etkilediğine de dikkat çekilmiş. Yaşanan körlük sebebiyle doğanın ve çevrenin tasvirlerine de gayet başarılı bir şekilde yer verilmiş. En çok bu kısmını sevdim diyebilirim. U Ba, babayı anlattığı dönemde, sanki çiçeklerin kokusunu, böceklerin çıkardığı sesleri, ormanın yeşilliğini ben de yaşadım… Bu sebeple okurken huzur kapladı içimi…
Altını çizdiklerim;
“Bizi kör, sağır eden hiddettir, ya da korku. Kıskançlıktır. Güvensizliktir. Korktuğunda, öfkelendiğinde dünya kasılır, şirazesinden çıkar. Hem bizim için, hem de gözleriyle görenler için. “ S- 120
“Beklemenin, yürüyemeyen ve diğer insanların yardımına muhtaç olan birinin hayatının ayrılmaz parçası olduğunu öğrenmişti.” S- 161
“Müzik, derdi babam sık sık, bir tanrının ya da semavi gücün varlığına inanabilmemin tek nedenidir.” S- 227
“Sevgi öyle farklı yüzlerle karşımıza çıkar ki hayal gücümüz bile hepsini görmeye hazırlıklı değildir.” S- 234
Arka Kapaktan;
Başarılı ve ünlü avukat olan babası tam da Julia’nın fakülteden mezun olduğu günün ertesi sabahı ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur.. birkaç yıl sonra ise annesi şans eseri bulmacanın bir parçasını bulacaktır- Mi-Mi adında gizemli bir kadına 40 yıl önce yazılmış ama gönderilmemiş bir mektup.

9 Nisan 2013 Salı

Mektubun Avcumda - Rüştü Onur


Birçokları gibi ben de Kelebeğin Rüyası filmi ile tanıştım Rüştü Onur ile. Mediha Sessiz’e duyduğu aşkın ne kadar saf ne kadar temiz olduğunu gördüğümde daha çok etkilendim kendisinden. İki genç insanın aşkı, fakirliğin içinde,  bir de üstüne hastalıklarla boğuşmalarının hikâyesi bu kitap. Rüştü Onur’un hayatta en sevdiği insana yazdığı naif mektuplar… Mediha (Sessiz) Onur’un ölümünden sonra ablasının itinayla sakladığı mektuplardan oluşan bir kitap bu. Keşke Rüştü Onur'un da ailesi Mediha Onur'un mektuplarını saklasaymış diye düşünüyorum.
En etkileyici yanı ise orijinal mektupların resimlerinin de kitapta bulunması sanırım… Okurken hem çok keyif aldım hem de sanki özel yaşamlarına onların izni olmadan giriyormuşum gibi suçlu da hissettim kendimi.
20 ve 22 yaşında gencecik yitip giden hayatların hikâyesi... Bunca zaman uzak kalan sonra türlü problemleri atlatıp evlenen ancak 2 ay sonra ölüm sebebiyle ayrılan hayatlar…
Altını çizdiklerim;
“Benim için imkânsız bir iş, ölümün önüne geçememek.” S- 35
“Ama sen benim böyle şiirlerimi bilmezsin. Yeni tarz şiirler. Eğer bize de şair demek lazımsa, yeni şairler diyorlar. Belki ileride biz de bir şeyler oluruz.” S- 59
“Vuslat bir aşkın sonu değil, bir aşkın tekrar başlangıcıdır.” S- 187
“Bazen Allaha beni böyle fakir dünyaya getirdiği için kızıyor isyan ediyorum. Bu günahmış, ne olursa olsun. Niçin ben dilediğim gibi yaşayamıyorum?” S- 231
Arka Kapaktan;
Rüştü Onur, 1920’de doğmuş 1942 yılında ölmüştür. Kısacık bir ömür… Ama yürek yakan şiirler ve mektuplar yazmış…