senlikbahaneokumaksahane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
senlikbahaneokumaksahane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2014 Cuma

Güz Okuma Şenliği 2014


En başında da söylediğim gibi okuma şenliğine katılmakta ilk amacım kenarda bekleyen kitaplarımı değerlendirmek, okuma sıralarını çabuklaştırmaktı. İlk ayın sonunda durum raporu şu şekilde...
Okuduğum kitapların bazıları hakkındaki yorumlarımı paylaşmıştım, diğer kitaplar hakkındaki yorumları da önümüzdeki günlerde paylaşacağım. Daha önümde okunacak bir sürü kitap var..
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bazuka – Murat Uyurkulak – Metis – 92 sayfa
5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi – 146 sayfa
9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Otomatik Portakal – Anthony Burgess – 168 sayfa
10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Yolpalas Cinayeti – Halide Edip Adıvar – Can Yayınları – 81 sayfa
13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Devlet Ana – Kemal Tahir – İthaki – 650 sayfa
15. Kategori (10 puan):Artık aramızda olmayan bir yazardan bir kitap.
17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Potkal Kitap – 128 sayfa
19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap.
İstanbul Kırmızısı / Ferzan Özpetek / Can Yayınları / 139 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Son Aşk Çiçeği- Ali Ünal – Yitik Ülke – 128
 
Toplam 11 kitap = 110 puan ve 1764 sayfa ile ilk ayı tamamladım. sayfa sayısı puanı olarak 17 eklendiğinde ise toplam: 127 puan almış oluyorum.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Satranç - Stefan Zweig


Bu kitabın fotoğrafını instagram uygulamasında paylaştığım anda gelen yorumlardan anladım ki bu öyküyü sevmeyen olmamış J ben de onlardan birisiyim, hem çok hızlı hem de çok heyecanla okudum. Açıkçası içinde Nazi olayları ile ilgili herhangi bir konu olacağını da bilmeden almıştım,  sadece bir satranç oyununun insanın hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini ve bir adamı delirmekten uzaklaştırıp hayata bağlamış olduğunu hayretle okudum.

Zweig’ın sürgündeyken yazdığı ve intiharından birkaç ay önce yazdığı bu öykü bir çeşit veda mektubuymuş. Bu gözle bakıldığında kitap çok daha etkili oluyor.

Kısa, kolay bir dille yazılmış bu kitabın etkisi büyük…

Arka Kapaktan;

Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Suçluyorum - Emile Zola


Emile Zola’nın daha önce Germinal isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Suçluyorum yine toplumsal adaletsizliğe karşı bir başkaldırı manifestosuydu. Yüzbaşı Dreyfuss’un sahte evraklarla hapse atılmasından dolayı Zola’nın Genelkurmaya yazdığı bir mektuptu. 1800’lü yıllarda bu kadar cesurca bir şeye imza atmak ta eminim ki her yazarın harcı değildi, ancak Zola’nın içindeki bu adalet ve eşitlik ateşi sanırım kendisini durdurmadı.
Kitap sadece kırk üç sayfa kadar ancak içi tamamen dolu diyebilirim, okunması kolay bir dile sahip.
Altını çizdiklerim;
“Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!” S- 27
“Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toplanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün her şeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur.” S- 33
Arka Kapaktan;
19. yüzyıl sonları Fransa'sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıydı. Tam 12 yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güçler dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında uzun sürecek bir bölünmenin doğmasına yol açtı.
Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü bir gazetede yayınladığı Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Tutulma Aşkın Patolojisi - Nevbahar Atabay


Yitik Ülke Yayınları’nın bana hediye olarak yolladığı kitaplardan birisiydi Tutulma. Kitabı okuduğunuzda yazarın ilk kitabı olduğuna inanmakta zorlanacağınızı düşünüyorum, çünkü çok ince ve edebi bir dille yazılmış. Bahsedilen şey her ne kadar bütün kitaplarda bahsi geçen ve herkesin bir fikir sahibi olduğu bir konu olan aşk olsa da bu kitapta çok daha farklı bir bakış açısı ile ele alınmış. Kadın ve erkeğin adı yok sadece kadın ve erkek diye geçiyor. İkisinin de düşünceleri ve yaptıkları birbirinden çok farklı. Bu kitabı her kadın ve her erkek okumalı bence, kadınlar ne ister, erkekler ne yapar konusunu akıcı ve güzel bir dille anlatmış Nevbahar Atabay. Kitapta en sevdiğim bölümler ise araya sıkıştırdığı şiirler ve mektuplar oldu.

Altını çizdiklerim;

“Aşk; ağırdır tıpkı büyük bir uçurtma gibi… Gökyüzünde uçururken tüy kadar hafittir, asidir ipini toplamak istediğinde… Sana, itaat etmez rüzgâra takılıdır o… rüzgârla dans etmenin deliliğine kapılmış bir âşık gibi…” S- 42

“Aşk, beni gerçek kılıyor!” S- 46

“Belki de acının yaşanmadan bitmediğini biliyor, bitirmek için yaşamak istiyor. Ateşin içinden geçip gitmek gibi… Acının kaçınıldığında kuytuda bekleyeceğini, bekletildikçe de büyüyeceğini biliyor çünkü. Bir de acıyı duymanın, inkar etmemenin kendisini daha gerçek kılacağını düşünüyor.” S- 72

Arka Kapaktan;

Onlar iki yabancı olarak gelirler sahneye. Dilleri, dinleri, yaşları, boyları, yaşam biçimleriyle çok uzaktırlar birbirlerine, ama dokunur dokunmaz kendilerinin henüz bilmedikleri geçmişlerinin yarım kalmış motifleri birleşir ve tamamlanırlar. Artık tutkunun öksesinde iki ruhun tutsaklığı başlar.

Patolojik bir yapıya sahip olan aşkın dinamikleri ve paternleri okuyucuya gösterilirken kullanılan epik tarz okuyucunun kendisini ve aşkını da romanın içine alır. Böylece romanın kahramanı olan kadın ve adam okuyucu ile bedenlenir, özdeşleşir, canlanır. Güçlü imgesel anlatımlar, keyifli kelime oyunları ve tiyatral tipler doğal bir mizahı oluştururken, bu esneklik; ciddi bir derinlikte gerçekleştirilen psikolojik anlamdaki karakter analizlerini anlaşılır kılar.